28 Aralık 2012 Cuma

Almanya'da Eğitim (Yuva) Tecrübemiz


2007 başında, oğlum dört yaşına girerken, Almanya’da yuva araştırması yaptık.  Yaşadığımız Heusenstamm kentindeki bazı yuvalar ile görüştük.  Bunların bazıları kiliseye bağlı imiş ve bizi direk olarak olmasa da, kabul etmediler.  Biz durumu sonradan anladık.  Şehir merkezinde, alt kattaki komşularımızın çocuklarının da devam ettiği, devlet yuvasına yazdırdık.  Haftada 5 gün ve 3-4 saatlik bir katılım söz konusu idi.  Yemek istemedik ve özellikle “Müslüman” olduğunu, domuz eti yemediğini belirttik.  Bu arada yuva yemeklerinde hiçbir zaman domuz eti kullanılmadığını bildirdi.  Arzu etseydik öğle yemekli ve sabah başlayıp, akşamüstüne doğru biten bir alternatif de mevcuttu.  Karı koca çalışan Alman aileler çocuklarını daha çok bu şekilde gönderiyorlardı.  

Oğlum yuvaya gitmeye başladığı ilk haftalarda, eşim yuvadan ayrılamıyordu.  Cici bir öğretmeni vardı oğlumun.  Eşimi her gördüğünde “Go home, he is doing Sehr Gut” diyormuş.  Eşimde yuvanın etrafındaki parklarda, o soğukta oturup bekliyormuş.  Bana attığı bir SMS’te:  “Onu çok merak ediyorum.  Gerçekten iyi mi?  Yoksa durumu idare mi ediyor?  Bir saat sonra alacağım, eve gidemiyorum, üşüdüm”.  Zamanla oğlum yuvaya gitmeye, eşim de onu yuvada bırakarak hayatına devam etmeye alıştı.  Oğlumun en sıkıldığı zamanlar, öğretmenin öğrencilere Almanca masal okuduğu, kitap okuma günleri olmuş.

Yuva maliyeti (haftanın beş günü sabahları, günde 4 saat, öğle yemeksiz) aylık 100 EU. Ancak aynı dönemde Alman devletinin çocuk yardımı (çocuk başına) aylık 165 EU idi.  Tüm aileler çocuklarını yuvaya kendileri getiriyor, kendileri alıyordu. Oğlum dışında yuvada 4-5 Türk çocuk daha vardı.  Tabi bu aileler bizden farklı olarak Almanya'da uzun süredir yaşıyor, hem ebeveynler, hem de çocuklar Almanca konuşuyordu.

Almanca Veli Toplantısı

Bir gün eşimle beraber veli toplantısına katılmamız gerekti.  Akşamüstü idi ve yuvada oğlumun sınıfında, öğretmen ve yaklaşık on kadar veli ile bir araya geldik.  Önce öğretmen, sonra sırayla veliler konuştu.  Her şey Almanca olduğundan hiç bir şey anlamıyorduk.  Sıra bize geldiğinde, ben de İngilizce kendimizi tanıttım: Almanya’ya görevli olarak geldiğimi, belli bir süre kalıp döneceğimizi açıkladım.  Daha sonra bizden sonraki veli söz aldı ve yine tüm toplantı Almanca devam etti.  Hiç bir şey anlamadan eve döndük.  Neyse ki aynı sınıfta alt kattaki komşumuzda vardı ve daha sonra sorduğumuz sorulara cevap verdi.

Benzer bir durum Türkiye’de olsa ne olurdu?  Yabancı aileye yardımcı olmak için herkes seferber olur, belki de toplantının çoğu İngilizce yapılırdı.  Ya da birisi önemli konuları tercüme ederdi.  Halbuki Almanya’da durum farklı.  Doğrusu kimse bizim varlığımızdan rahatsız olduklarına dair bir tepki vermemişti.  Bu olay biz Türk’üz diye de olmamıştı.  Onlar sadece Alman’dı ve farklı bir şekilde olması düşünülmüyordu.  Empati yapmıyorlardı.

Yazdığım notlar arasında, oğlumun yuvaya başlaması ile ilgili şunları yazmışım:  Bir bakıma seviniyorum, yaşadığımız ev, kaldığımız semt, parklar, bahçeler, yuva, şartlar Türkiye standartlarının üzerinde.  Trafik yok, stres ve suç oranı az.  Öte yandan üzülüyorum, çünkü oğlum farklı bir dilde, dinde, kültürde üstelik Türk ve Müslümanlara önyargı ile bakılan bir ülkede eğitimine başlıyor.

Çocuk Hastalıkları

Doğal olarak oğlum yuvaya başladıktan sonra bir kaç kere hasta oldu.  Böyle durumlarda, mahalledeki çocuk doktorumuzun muayenehanesine gidiyorduk.  Oğlumun yuvasındaki arkadaşlarını da orada görüyorduk.  Sonuçta çocuklar birbirine aktarıyorlardı.  Şubat 2007’de ben Tunus seyahatimde iken oğlum ateşlendi.  Eşim doktora götürdü ve bir kaç gün ateş düşmeyince anti-biyotik tedavisine başlandı.  Sanırım bu oğlumun ilk anti-biyotik alışı idi.  Bende Tunus seyahatimi erken kesip, Frankfurt’a dönmüştüm.  Daha sonra hastalık eşime bulaştı.  Seneler sonra iki çocuklu bir aile olarak bu anım basit bir hastalıkmış gibi gözüküyor, gayet normal olan bir durum.  Ancak ailesini yurtdışında yalnız bırakıp, sürekli farklı ülkelerde seyahat halinde iken, ilk defa başımıza geldiğinde oldukça rahatsız olmuştum.

Baba, bu yuvada herkes Türkçe konuşuyor

Türkiye’ye dönüş yaptıktan sonra, oğlumu Istanbul'da oturduğumuz evin oldukça yakınlarında bir yuvaya vermiştik.  Oğlum ilk gün gittikten sonra, oldukça mutlu ve heyecanlı bir şekilde eve geldi ve bana “baba, bu yuvada öğretmen dahil, herkes Türkçe konuşuyor” demişti.  Almanya tecrübesinden sonra oğlumda yuva = Almanca düşüncesi oluşmuştu. Yuva Türkiye’de bile olsa. Bu anımı hiç unutamam ve sık sık anlatırım.   

23 Eylül 2012 Pazar

Yurtdışında Medya Takip

Önce televizyon'dan başlayalım:  Almanya'da oturduğumuz mahallede eve uydu anteni taktırmak yasaktı.  Tek imkanımız kablodaki kanalları seyretmekti ki burada herhangi bir Türk kanalı mevcut değildi.  Daha sonra üyelikle edinebildiğimiz, yabancı kanalları seyredebildiğimiz bir sisteme girdik.  Türkiye'deki şifreli kanallar gibi kartlı bir kutuyu, televizyonumuza bağladık.  Hem İngilizce bazı kanalları hem de Türk kanallarını seyredebildik.

Almanya’ya ilk gittiğimiz günlerde sadece TRT-Int seyredebiliyorduk.  O zamanlar özel televizyonların Avrupa’ya özel yayın yapan kanalları yoktu.  2007 gibi Kanal D, ATV, Star gibi özel kanallar, Avrupa’ya özel yayın yapmaya başladır.  Örneğin Kanal D, Euro-D olarak.  Zamanla bu kanalların sayısı hızla arttı.  Hem Türkiye’deki birçok kanalı, hem de bunların Avrupa’ya özel yayınlarını izlemek son derece kolaylaştı.

Yine ilk yurtdışında yaşamaya başladığımız 2004 ile şu an arasında çok ciddi bir fark var:  Internet üzerinden Türk kanallarını takip etmek son derece kolay.  Ben şu an seyahatlerimde bile, yurtdışından Türk televizyonlarını gayet rahat seyredibiliyorum. Ancak bu imkan o senelerde hemen hemen hiç yoktu.  Televizyonların internet siteleri sadece yayın akışı ve genel bilgilerden oluşuyordu.

Yazılı basına gelince:  Aynı şekilde, 2000’lerin sonlarına doğru Avrupa’da basılan ve Avrupa’ya özel ekleri ile yayınlanan Türk gazetelerin sayısı hızla arttı.  Ancak Türkiye’den farklı olarak, bu gazeteler Pazar haricinde, haftanın altı günü yayınlanıyordu.  Türkçe gazetelere ulaşmak çok kolay, benzin istasyonları dahil olmak üzere birçok yerde satılıyor.  Hürriyet’in satış fiyatı 1EU idi.  Abonelik ile eve teslim imkanı, pahalı da olsa vardı.  Zamanla Avrupa'da basılıp, dağıtılan Türk gazetelerin sayısı arttı.  Bu gazeteler haber olarak ağırlıklı Türkiye baskılarından yararlansalar da, çoğunun Avrupa haber bürolarından gelen ve gurbetçilerimize hitap eden bölümleri mevcut.

Ben yurtdışında yazılı Türk basınını daha çok internetten takip ettim.  Yine 2000li yıllarda Türk gazeteleri internet’e önem vermeye başladılar.  Hem haberleri takip edebiliyor (Habertürk gibi haber sitelerinden), hem de gazeteleri ve köşe yazılarını kolayca okuyabiliyorduk.
 
Teknolojik gelişmeler sayesinde şimdi internet vasıtası ile Türkiye’deki televizyon kanallarını izlemek, radyolarını dinlemek, gazetelerini hatta dergilerini okumak son derece kolay.  Bazen nostalji olsun diye bizde, İstanbul'da Frankfurt merkezli yayın yapan FFH radyo kanalını dinliyoruz. 

12 Ağustos 2012 Pazar

Almanya'da Yaşam: Almancılar

Almanya’da doğup büyüyen gurbetçi adını verdiğimiz Türk nesil, Almanya’da Türkler ya da yabancılar olarak adlandırılırken, Türkiye’ye geldiklerinde de Almancı olarak çağırılıyorlar.  Ne tam olarak Türkiye’ye, ne de Almanya’ya aitler.  İki arada bir deredeler.  Kendilerine has bir kültürleri var.  Giyim biçimleri, konuşmaları, hobileri gibi birçok özellikleri, Türkiye’de yaşayan Türk’lerden oldukça farklı. Kendi aralarında konuşurken Almanca ve Türkçeyi karıştırıyorlar.  Örneğin telefonu kapatırken “hadi çüs” diyorlar.  Ancak konuşma esnasında Türkçe başlayıp bir çok kere Türkçe’den Almanca’ya geçtikleri, veya Almanca’dan Türkçe’ye geçtikleri oluyor.

Biz Almanya’da yaşadığımız sürece, Türk’lerin kendi dillerini konuşmamalarına dair ciddi bir baskı altında olduklarını hissettik.  Örneğin bir sabah ekmek almaya gittim.  Üç tezgahtardan ikisi Alman biri Türk’tü (yakalarında yazan isimlerden anladım).  Türkçe “Günaydın, iki ekmek alabilir miyim?” diye sorduğumda Almanca cevap verdi.  Türkçe konuşmak istemediğini anlayıp, İngilizce “Pardon, Almanca konuşmuyorum, siz İngilizce biliyor musunuz?” diye sorunca, “Ekmeğiniz hangi boy olsun?” diyerek cevap verdi.  Sonuçta ben Almanca, o da İngilizce bilmiyordu ve tercih etmese de Türkçe’de buluştuk.  Şahit olduğum buna benzer birçok durum, Alman işletmelerinde çalışanlarca Türkçe kullanımının hoş karşılanmadığı kanaatini oluşturdu.  Yazılı olmasa da sözlü olarak Türkçe kullanılmasını engelleyen işyeri kurallarının var olduğunu düşündüm.

Öte yandan Offenbach gibi şehirlerin Türk mahallelerinde dolaşırken, kendimizi yabancı bir ülkede değil, Türkiye’nin bir bölgesinde hissediyorduk.  Pastane camlarında “taze pide var” yazıları, berber’de “Açık-Kapalı” levhası, kuru temizlemeci'de “gömlek 2 EU” yazıları sadece Türkçeydi.  Ve Almanca açıklamaları yoktu.

Benim gördüğüm kadarı ile Almanya’ya çalışmaya gelen Türk’lerin bir kısmı kendilerini toplumdan izole etmiş.  Almanca öğrenmeye, Alman toplumuna entegre olmaya, Alman günlük yaşamının bir parçası olmaya gayret göstermemişler.  Bu kesimin çocuklarının bir kısmı benzer geleneği sürdürüyorlar.  Eninde sonunda Türkiye’ye döneceklerini hissettiriyorlar.  Eğitime devam etmiyorlar.  Yani anlıyacağınız, Almanya’da 30-40 yıl yaşayıp da, Almanca cümle kuramayan Türk’ler var.  Bu da Almanları oldukça rahatsız ediyor.  Eğer ülkelerinde yaşanacak ise, mutlaka Almanca konuşulmasını istiyorlar.

Öte yandan önemli bir kesim ki çoğunluk olduğuna inanıyorum, artık Alman toplumunun bir parçası.  Bu kişiler hayatları boyunca Almanya’da yaşayacaklarını biliyorlar, Türkiye’ye dönmeyi düşünmüyorlar.  Bir yandan Alman toplumuna entegre olurken, diğer yandan Türk olmanın gururunu her zaman hissediyorlar ve Almanlara da Türklüğü daha çok anlatıyorlar.  Almanca’yı ana dilleri gibi, hatta Türkçe’den daha akıcı konuşuyorlar.

Alman toplumunda genel olarak Türklere karşı önyargı yok diyen yalan söyler.  Sadece Alman toplumunda değil, tüm Batı Avrupa ülkelerine Türklere karşı önyargı ile yaklaşılıyor.  Sebeplerini, sonuçlarını vs tartışmak için değil, sadece bir saptama yapmak için belirtiyorum.  Komşularımız bizim Türk olduğumuzu hiç düşünmemişler, Amerikalı bir aile sanmışlar.  Birisi daha önce İngilizce konuşan bir Türk görmediği için böyle düşündüğünü söylemişti.

“Neredeyse Çalışmak Zorunda Kalacağız”

Almanya’ya ilk geldiğimiz günlerde (2004 sonu, 2005 başı) Türk televizyon kanalı olarak sadece TRT-Int seyredebiliyorduk.  Alman sosyal güvenlik kanunlarında değişiklikler yapılmış ve Almanya’daki sosyal haklar sınırlanmıştı.  TRT-Int’deki bir programda da Almanya’daki yaşayan Türkler ile röportaj yapılıp, sosyal güvenlik kanunlarında yapılan değişiklikler ile ilgili fikirleri soruluyordu.  Konuşanların çoğu son düzenlemeler ile devletin sosyal rolünün azaldığı yönünde eleştirilerde bulunuyordu.  Ben birinin sözlerini unutamıyorum “çok kötü oldu arkadaş, nerede o eski güzel günler, şimdi geldiğimiz hale bak, neredeyse çalışmak zorunda kalacağız”.  İnanması güç ama bazı Türk aileler devletten aldıkları çocuk destek aylıkları ve işsizlik maaşları ile herhangi bir işte çalışmadan geçinip gidiyormuş. 

29 Temmuz 2012 Pazar

Yurt Dışında Yaşamak

Yurt dışında yaşamaya karar vermek, belli bir süre için bile olsa, çok önemli bir karar.  Öncelikle alıştığın kültürden tamamen farklı bir kültüre gidiyorsun.  Evinden, ailenden, arkadaş ve sosyal çevrenden, alışkanlıklarından uzak kalırken, tamamen yeni bir eve, sosyal çevreye, şehir ve ülkeye alışmaya çalışıyorsun. Almanya’da kalışım benim hayatımda ikinci yurt dışı yaşama tecrübemdi.  İlki üniversiteden hemen sonra lisansüstü eğitimim için ABD’ye gidişimdi.  Ancak hem iş için olması hem de ailece gittiğimiz için, ilkine göre oldukça farklı bir tecrübe idi.   Bu bölümde, bir expatriate olarak yurt dışında yaşamaya dair fikir ve tecrübelerimi paylaşmaya gayret edeceğim.

Ortak Karar Vermek

Yurtdışında görev teklifi aldığımda, ilk cevabım eşimle konuşmam gerektiği oldu.  Ben bu teklifi değerlendirirken, bütün süreç boyunca eşimi en ince ayrıntısına kadar bilgilendirdim.  Kararı da beraber almaya çok özen gösterdim.  Eğer eşim en ufak bir tereddüt gösterse idi, belki de yurt dışı görevine gitmeyebilirdik.  Benden sonra da yurt dışı görevler teklif edilen tüm arkadaşlarıma öğüt vermişimdir.  Yurtdışında başarılı olmanın yolu, ailece mutlu, sağlıklı ve huzurlu olmaktan geçer.  Bunun içinde kararı verirken, en başından her bilgiyi çok açık olarak paylaşmalı, son kararı da beraber vermeli.  Yurtdışında mutsuz bir eş, huzursuz bir ev hayatına, o da başarısız bir iş yaşamına dönüşebilir.

Yurtdışı Seyahatleri

Yurtdışında yaşarken ailem ile mümkün olduğu kadar Almanya’yı, hatta Avrupa’yı gezip görmeye çalıştık.  Bunun yanı sıra farklı kıtalardaki bir kaç ülkeyi de görme fırsatımız oldu.  Bir kaç seferde iş seyahatimde ailemi yanımda götürdüm ve işim bitince izin alarak o ülkede kaldık.  Bazılarında ise direk tatil yapmak üzere gittik.

Benim hangi ülkede çalışıyor olursa olsun, expatriate olarak görev yapan veya yapacaklara kuvvetli önerim, yurtdışında gerek bulundukları ülkeyi, gerekse yakın ve oradan kolaylık ile gidebilecekleri diğer ülkeleri gezmeleri.  Bu hem ailece beraber zaman geçirmeye, yurtdışı tecrübesinde güzel ve eğlenceli hatıralar oluşturmaya katkıda bulunur, hem de bu ülkeleri tanımak adına iyi bir fırsattır.  Daha iyi tanıdığınız ülkelerde, iş yapma beceriniz artar.  Yerel çalışanlar ile ortak nokta sağlar.  Kişisel bilgi ve birikim için çok faydalıdır.  Ayrıca, Türkiye’de yaşayanlara göre bu seyahatleri gerçekleştirmek hem daha kolaydır, hem de daha ekonomiktir. 

Yerleşim ve Ev

Almanya’da üç sene boyunca Frankfurt merkezine yakın, Offenbach’a bağlı Heusenstamm kasabasında kaldık.  Bu evi hangi kriterlere göre seçtiğimizi daha önceki bölümde anlatmıştım.

Bir çok insanın gözünde bırakın yurt dışında yaşamak, İstanbul içinde ev değiştirme fikri bile kabuslara yol açabilir.  Bekar olanlar için belki daha kolay olabilir ama evli ve çocuk sahipleri için daha da zorludur.  Biz ailece eve amaç değil, araç olarak bakıyoruz ve taşınmak da hayatımızın alışılmış bir parçası haline geldi.  Taşınma şirketleri, taşınma öncesinde, sırasında ve sonrasında dikkat edilmesi gereken konular, faydalanılabilecek kontrol listeleri gibi konularda uzmanlaştık.  Yeni bir eve adaptasyon süremiz bir hafta kadar kısaldı.  Profesyonel taşınma şirketleri sağ olsun, artık taşınmak eski günlere göre çok daha kolay.  Hepimizin ailesinde veya tanıdıklarında taşınma hikayeleri vardır:  Eşyaların kendileri tarafından toplandığı, paketlendiği, temizliğin kendilerince yapıldığı, sadece bir kamyon tutulduğu meşakatli günler.  Şimdi mevcut eşyalarınızı hiç toplamadan, taşınma şirketi sizi yeni evinize aynı şekilde yerleştiriyor.

Bu kadar sık taşınmak tabi ki tercih edilir bir durum değil.  Avantajı var mı?  Benim hoşuma giden yönü, her taşınmada tüm eşyalar elden geçtiği için, kullanılmayan tüm eşyaların elden çıkarılması.  Aynı evde zamanla biriken kullanılmayan bir çok yükten kurtulmak.  Peki benim en sevmediğim bölüm hangisi?  Perde kısmı.  Her yeni evin, yeni perdelere ihtiyacı olur.  Ben de bu kısmı hiç sevmem doğrusu.

Ev değiştirirken dikkat edilmesi gereken bir hususta, nakliye esnasında oluşabilecek hasarlar.  Yurt içi taşınmalardan çok, yurt dışı taşınmalarında bu konuya dikkat etmek, mümkünse eşyaları sigortalatmak gerekiyor.  Ancak bu sigortalama işleminin de kademeleri var.  Bazı sigortalar hasarın belli bir yüzdesini öderken, bazıları % 100 karşılıyor. Sigorta yaptırırken bu konuyu mutlaka sormak lazım, aksi takdirde nakliyeciler standart sigortalama yapabiliyorlar (belli bir yüzdeyi tazmin eden).  

Seçimler

Yurtdışında yaşadığımız dönemde bazı seçimlere de denk geldik.  TC vatandaşı olarak, yurt dışında yaşasak da oy verme olanağı o dönemde olmadı.  Gördüğüm kadarı ile seçimlerde, sınırlara koyulan sandıklarda oy verme işlemi yapılabiliyor.  Örneğin İstanbul Atatürk Havalimanında nispeten uzun bir süre oy sandıkları ve yetkilileri duruyordu.  Ancak ABD gibi bazı ülkelerin uygulamaları, farklı ülkelerdeki büyükelçiliklerinde, veya önceden erleri duyurulmuş oy merkezlerinde, vatandaşlarına oy kullanma imkanı tanıyorlar.  Bizde henüz benzer bir uygulama yok ama olsa iyi olur.  Bildiğim kadarı ile devletimizin bu yönde çalışmaları var.

Japonya’da Deprem

Mart 2011’de Japonya büyük bir deprem ile sarsıldı.  Deprem’e alışık olan Japonya, hazır olmadığı büyüklükte bir Tsunami ile karşı karşıya kaldı.  Onbinlerce ölü ve yaralı dışında, nükleer tesislerinde uzun süre durdurulamayan sızıntılar, halkta önce panik yarattı.  Enerji krizi ortaya çıktı. Japonya’daki arkadaşlarım bana aşağıdakileri sıcağı sıcağına yazmıştı:

·         Enerji kısıtlamalarından dolayı asansörler bir süre çalıştırılmamış, onlarca katlı gökdelenlerin yangın merdivenleri fitness salonları gibi kokmaya başlamış,

·         Trenlerde çalışmamış, insanlar evden işe, isten eve gidip gelmede bir süre ciddi sıkıntılar yaşamış,

·         Cep telefonları uzun süre çalışmamış,

·         Marketlerde pil, konserve, gıda maddeleri tükenmiş,

·         Depreme yakın bölgelerde ise doğalgaz, su ve elektrik tamamen kesikmiş, insanlar arabalarında yaşamışlar bir süre, 200.000’e yakın kişinin yeri değiştirildi,

Deprem’den sonra ciddi huzursuzluk yaratan konular arasında nükleer sızıntının yayıldığı alan ile, bu bölgede yetiştirilen tarım ürünlerinin tüketimi oldu.  Yağmurda dışarı çıkılmaması, yağmur damlalarının direk tene değmesinin önüne geçilmesi istendi.

 Bu dönemde Japonya’da ikamet eden Türk expat’lar vardı.  Türk televizyonları bu aileler ile canlı yayınlar yaptı.  Bir kısmı Türkiye’ye dönerken, diğerleri Japonlar gibi ülkede kalmayı tercih ettiler.  Tokya acaba riskte miydi?  Japon yöneticiler halk ile bilgileri doğru paylaşıyorlar mıydı?  Yoksa ülkenin bu zor dönemi en az hasar ile atlatması için, bazı riskler toplum sağlığına rağmen alınıyor muydu?  Biz Tokyo’da expat olsaydık, ne yapardık? Ya da expat olarak yaşadığınız ülkede, bu tip doğal faaliyetlere karşı nasıl hazırlık yapmak lazım.  Böyle durumlarda nasıl hareket etmeli?

Sanırım ilk işlerden biri, bulunduğunuz ülke veya şehirdeki Türk büyükelçiği veya konsolosluğu ile bağlantıya geçmek en doğrusu.  Son zamanlarda ne zaman yurtdışında kriz meydana gelse (doğal veya değil), bu ülkelerdeki büyükelçilik görevlilerimiz son derece organize ve proaktif çalışıyorlar.  Türkiye’de, Dışişleri Bakanlığı bünyesinde kriz masaları kuruluyor.  Gerekirse tahliye çalışmaları yapılıyor.  O yüzden, ilerideki acil bir durumu göz önüne alarak, önceden büyükelçilik veya konsolosluk çalışanları ile kontak kurmak, acil durumlarda aranacak numaraları öğrenmek, ileride karşılaşılacak bir krizde, son derece faydalı olacaktır.

21 Temmuz 2012 Cumartesi

Repatriation: Geri Dönüş İşlemleri

Wikipedia’da “repatriation” için “process of returning a person back to one's place of origin or citizenship” açıklaması yapılmış.  Benim anlatmak istediğim konu, expatriate olarak görev yapan kişinin, bu dönem veya dönemlerin sonunda, ülkesine dönüşü.

Eğer kendi ülkenizde çalışmaya başlayacaksanız, statünüz “expatriate” olmaktan çıkıp “yerel” statüsüne geri dönecektir.  Bu da yurtdışında faaliyet gösterirken faydalandığınız bazı imkanların sona ermesi anlamına gelebilir.  En başında da lojman desteği sayılabilir.  Unutmamak lazım ki, her şirketin farklı uygulamaları olacaktır. 

Geri dönüş ile ilgili vurgulamak istediklerim aşağıdaki gibidir:   

Nakil için Konsolosluk İşlemleri

Yurt dışından dönerken, ev eşyalarının ithalatında gümrüklerde vergi alınmaması için, konsoloslukta yapılması gereken bir işlem var.  Yurtdışında (yanılmıyorsam) 3 sene ve daha fazla kalan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları “Nakil İlmuhaberesi” işlemi yaptırıyor, konsolosluğumuzda pasaporta bir damga vuruluyor:  Örneğin benim pasaportuma (Açıklamalar kısmına):

TC Frankfurt Başkonsolosluğu
Pasaport Hamili Türkiye’ye kesin dönüş yapmıştır
4-7-2007

Şeklinde açıklama yazılıp, damgalanmıştı.  Bu işlem çok önemli, çünkü eşyalar Türkiye’ye geldiğinde gümrükte bu yazı gerekiyor, vergilendirme yapılmıyor.  Bizzat gidip, beyan işlemlerine katıldığım Ambarlı Gümrük Müdürlüğünde ise pasaporta aşağıdaki not düşülmüştü:

15-8-2007 tarihli sözlü beyan formuyla nakilhane hakkını kullanmıştır.
 
Oturma ve Çalışma İzinlerinin İptali

Yapılması gereken işlemlerden biri de, oturma ve çalışma izinlerinin iptali. Almanya’da bu işlem beni şaşırtacak kadar kolay ve zahmetsiz oldu (izinlerin alınmasına göre). Ben çalışma izin iptali için, çalışma iznini aldığımız büroya, oturma izninin iptali için, oturma iznini aldığımız yabancılar şubesine gideceğimi düşünüyordum.  Tek yaptığım, ikametimizin olduğu belediyeye gidip, ülke dışına taşındığımızı beyan etmek oldu.  Bunun dışında ben bizzat hiçbir işlem yaptırmadım. 

Nakliye İşlemleri

3 seneye yakın oturduğumuz evi, Alman nakliyeciler iki günde paketledi.  İlk gün 6 kişi, ikinci gün 5 kişi çalıştılar.  Bahşiş verdiğimde ve öğle yemeklerini ısmarladığımda sanırım şaşırdılar – tabi memnun oldular.  Almanya’dan Türkiye’ye evimizin nakliyesi 10.000 EU’ya mal oldu.  Ancak Türkiye’de evimize gelmesi 3 haftayı aşmıştı.  Deniz yolu ile gelen eşyalar, geminin 1 hafta geç kalkması sonucu normalden daha fazla sürede elimize geçti.  Malların gümrükten çekilmesi işlemi esnasında, benim de Beylikdüzü yakınındaki (Ambarlı) limana gitmem gerekti. Bu süre esnasında pasaportum 8 gün gümrükte kaldı.  Seyahat etme imkanım olmadı.

Diğer İşlemler 

Yaşanılan ülkeye göre farklı zaman ve prosedür gerektirebilir, ancak Almanya’da bu işlemlerin oldukça kolay olduğunu belirtmeliyim:

·         Sigorta, kasko iptalleri,

·         Ev-GSM telefon hatlarının, internetin iptali,

·         Kablolu tv aboneliğinin iptali,

·         Enerji (gaz, elektrik, vs) aboneliklerinin iptali,

·         Diğer üyeliklerin (spor kulübü, araba – örneğin Almanya’daki ADAC gibi, dergi-gazete vs) iptali,

·         Ev posta adresinin yönlendirilmesi, böylece belli bir süre ile gelecek mektupların yerel ofise ulaştırılması,

·         Banka hesaplarının kapatılması,

Aile ile İlgili

Geri dönüşte aile ile ilgili de birçok konu ortaya çıkıyor tabi.  Yeni eve yerleşme, çalışacak ise eşin iş arayıp bulması, çalışmaya başlaması, belki de araba alınması, çocuklar okul çağında iseler, okul bulunması, kayıt yapılması gibi. 

Eğitim ile ilgili önemli konular arasında transferin okulların tatil zamanlarına denk getirilmesi var.  Farklı zamanlarda transfer halinde ise, bazen çalışan dönerken, aile okulların kapanmasını bekleyerek, daha sonra dönebiliyor.  Benim oğlum henüz okul çağında olmadığı için böyle bir tecrübem olmadı.  Almanya’da da yuvaya gidiyordu, İstanbul’a döndüğünde de yuva eğitimine devam etti.  İstanbul’da yuvaya ilk başladığında çok mutlu idi, yuvada ilk günü bittikten sonra akşam bana “baba bu yuvada herkes Türkçe konuşuyor” diyerek hayret ve memnuniyetini dile getirmişti (Almanya tecrübesinde tüm yuvalarda Almanca konuşulur hissine kapılarak).

1 Temmuz 2012 Pazar

Merkez Ofis vs Yerel Operasyon

Uluslararası faaliyet gösteren bir şirketin hem yerel operasyon şirketinde (LOC – Local Operating Company) Türkiye’de, hem de bölgesel merkezinde (HQ - Regional Headquarters) Frankfurt’ta görev yaptım.  Doğal olarak her ikisi de birbirinden çok farklı çalışma şekillerine ve ortamlarına sahipler.  Ve bu çalışma şekilleri herkesi mutlu etmeyebilir.  Bu yüzden bu konuyu kısaca vurgulamak istiyorum. 

Merkez Ofis:

·         Merkez ofisin temel görevi kendisine bağlı kardeş firmaların çalışmalarını kontrol etmek, genel olarak bölge çapında karlı bir operasyon yapılmasını sağlamaktır,

·         Her kardeş firma kendi hedefleri doğrultusunda faaliyet gösterdiği için, zaman zaman bunlar grubun genel çıkarlarına dikkat etmeyebilirler, işte merkez ofis bu durumlarda insiyatif alır ya da almalıdır,

·         Merkezi ofisin temel fonksiyonları arasında finans, hukuk, insan kaynakları, kurumsal iletişim, sosyal sorumluluk gibileri mevcuttur,

·         Merkez ofiste tüm grubun başkanı ve onun destek ekibi bulunur, bir nevi Genelkurmay gibi en üst düzey komutanın, Başkanın bulunduğu ofistir,

·         Direk müşteri takibi olmadığı için benim cansız ve donuk, diğer insanların sessiz şeklinde adlandırabileceği bir ortam mevcuttur, kütüphane ortamı da diyebiliriz,

·         Dönemsel olarak kardeş firmalardan gelen yöneticiler ile düzenli toplantılar yapılabilir, yine şirketin genel merkezinden gelen üst düzey yöneticiler ve müfettişler bu ofisi ziyaret edebilir,

·         Ancak çoğu zaman ofis çalışanları da seyahattedirler:  Yerel operasyon firmalarını düzenli ziyaret ederler,

 Yerel Operasyon Şirketi

 ·         Yerel operasyon şirketinin temel görevi sorumlu olduğu ülke veya ülkelerde pazar payını en yüksek seviyeye getirmek, karlı bir faaliyet göstermektir,

·         Ofis (satış, pazarlama, müşteri destek, teknik servis) fonksiyonlarına ek olarak üretim (fabrika) veya stok (depo) faaliyetleri olabilir,

·         Yerel pazardaki potansiyele veya gelişmişlik düzeyine göre sırası ile:

o   Farklı bir ülkedeki şirket tarafından uzaktan takip (ziyaretler ile),

o   Ülkede distribütör(ler) ve-veya toptancı(lar) oluşturulması,

o   Home ofis, liaizon ofis veya temsil ofisi kurulması,

o   Şirket kurulumu,

o   Gerekiyorsa farklı şehirlerde şube açılması,

o   Depo(lar) kurulması,

o   Fabrika(lar) kurulması,

·         Tüm bunlar yapılırken yerel bir firma ile ortak hareket edilebilir veya yerel kanunların elverdiği sürece 100% kendi sermayesi ile faaliyet gösterilebilir,

Yukarıda anlattığım genel ve bir anlamda klasik ayırım, şirketten şirkete, hatta endüstriye göre değişebilir.  Şirketlerinde farklı zamanlarda farklı yönetim ve faaliyet şekilleri olabiliyor.  Her geçen gün, yeni uygulamalara geçiliyor.  Merkezi fonksiyonlar, yerel şirketlerce paylaşılmaya başlıyor.  Örneğin bazı şirketler Türkiye operasyonlarına giderek daha fazla bölge takibi veriyorlar (Türkiye dışındaki ülkeleri de).  Öte yandan merkez ofislere, operasyonel fonksiyonlar da tanımlanabiliyor:  Key Account Sales, Global Marketing gibi bölgesel (hatta global) müşteri takibi veya Brand, Product, Category Management gibi Marka, Ürün yönetimi gibi.

İster genel merkezde olsun, ister yerel operasyonda olsun, expatriate olarak çalışmayı değerlendiren kişinin, teklifi kabul etmeden önce ne iş yapacağını bilmesi, ve bu işin kendisini tatmin edip etmeyeceğini değerlendirmesi çok önemli.  Sadece yurt dışında çalışmış olmak için, herhangi bir işi kabul etmek, ileride hayal kırıklıkları, iş tatminsizliği ve zaman kaybına yol açabilir. 

23 Haziran 2012 Cumartesi

Almanya’daki Çalışma ve Oturma İznim ile İlgili

Öncelikle süreç tahmin ettiğimden uzun ve karmaşık oldu.  Şaşırtıcı sürprizler ile de karşılaştık.  Örneğin Alman yetkililerin aile birleşimi işlemi için eşimden, İstanbul’daki konsoloslukta önceden bildirilen belgelerden daha fazlasını, başvuru esnasında istemeleri, web sitelerinde yeterince bilgi bulundurmamaları bizi şaşırtmıştı.  Telefon ile bilgi almakta oldukça zordu. Gelin, görüşme esnasında konuşun cevabı alınıyordu. 

Şirketimizde o ana kadar Türkiye’den yurtdışına transfer olan ilk Türk olduğum için, yerel Türk şirketimizin altyapısı yetersizdi, insan kaynakları departmanı daha önce böyle bir prosedür takip etmemişti.  Şu anda düşündüğümde, keşke bir danışmanlık şirketi ile çalışılsaydı diyorum.  Biraz "yaşa ve öğren" oldu benimkisi şirketimiz için.  Benden sonra yurtdışına atanan arkadaşlarım için ise, öğretici bir tecrübeydi.  O arkadaşlarımın işlemleri daha bir birikimli olarak takip edildi. 

Almanya’da ikamet adresim Heusenstamm’da olduğu için, tüm oturma iznine dair işlemlerimi Dietzenbach’taki yabancılar dairesinde hallettik.  Önce ben tek başıma, İstanbul’dan aldığım geçici vize ve sonradan Frankfurt’ta aldığım çalışma izni ile başvurup, bir seneliğine aldım.  Daha sonra aile birleşimi için ailem İstanbul’dan aldıkları geçici vize ile başvurup (benden 3 ay kadar daha geç tamamlandı), oturma izni aldılar.  Bu bir senenin sonunda, üçümüz tekrar başvurduk ve bu sefer iki senelik oturma süresi aldık.  Sonuç olarak ben pratikte Temmuz 2004’te yerel şirketimizden ayrılıp, Frankfurt ofis için çalışmaya başladım.  Çalışma ve oturma izinlerimin tamamlanması sene sonunu buldu ve yerel şirketin bordrosundan Aralık 2004 sonunda çıktım.  Almanya’daki şirketimizin bordrosuna Ocak 2005’te girdim.  Ailem ise anca bu aşamada aile birleşimi işlemlerine başladı ve Mart 2005 gibi tamamlandı.  Nisan ayında Almanya’da yaşamaya başladılar.

Küçük bir not, bu vizelerimiz pasaportumuzda olduğu sürece hem Schenghen vizesine ihtiyacımız olmadan Avrupa’da seyahat ettik.  Hem de yurtdışı çıkış harcında ailece muaf tutulduk.

Ben veya ailem herhangi bir dil kursu zorunluluğuna tabi tutulmadık.  Veya Almanca bir dil sınavına.  Ancak benden sonra Almanya'da farklı bir şirketimize atanan arkadaşımın eşi, yasal zorunluluk üzerine Almanya'da dil kursuna devam etti.  O dershane de iken, küçük çocukları da diğer katılımcıların çocukları ile aynı yuvaya devam etti.

17 Haziran 2012 Pazar

Resmi İşlemlere Dair Konular

Muhakkak her ülkenin kendine has kanun ve yönetmelikleri var.  Avrupa Birliğinde yer alan ülkeler arasında bile, oturma ve çalışma izin prosedürleri arasında çok büyük farklılıklar olabiliyor.  Sonuçta her ülke istihdam önceliğini kendi vatandaşlarına veriyor.  Expatriate pozisyonlarını mümkün olduğunca limitli tutmaya çalışıyor ve bu pozisyonda gelecek yabancıların ülkelerinde nadir bulunan uzmanlık ve yeteneğe sahip olduğunun belgelenmesini istiyorlar.  Son derece fazla resmi işlemin yer aldığı bu süreçte, biraz sonra açıklamaya çalışacağım faktörler öne çıkıyor.

Bazı firmalar tüm bu işlemlerin takibi için danışman firmaları görevlendirebilirler.  Danışman firma tüm işlemleri tamamladıktan sonra masrafları ve ücreti şirkete fatura edebilir.  Uzmanlaşmış danışman firmalar ile çalışmak vakit ve işgücü kazandırabilir.  Alternatif olarak ise şirketin merkezindeki ve-veya yerel insan kaynakları ve personel departmanları bu işlemleri takip edebilir.  Özellikle çok sayıda expatriate çalıştıran ve rotasyonuna tabi tutan firmaların ikinci yöntemi tercih etmeleri mümkündür.  Çok sayıda expatriate bulundurmayan firmaların ise, gerek altyapı yetersizliğinden, gerekse maliyetleri (sadece masraf değil, zaman maliyeti de) göz önüne alarak birinci yöntemi dikkate almaları faydalı olacaktır.

Çalışma İzni Prosedürü ve Süreci:  Yeni çalışılacak ülkeden çalışma izni almak için prosedür nedir?  Bu expatriate’ın vatandaşlığına göre değişebilir.  Örneğin Almanya’da geçici olarak çalışacak bir ABD, Fransa ve Türk vatandaşları farklı prodesürlere tabi tutulabilirler. Resmi olarak olmasa da pratikte farklılıklar ortaya çıkabilir.  Bu süreç esnasında expatriate hangi ofiste ne görev yapacak?  Nasıl ücretlendirilecek?  Prosedürleri kim, nasıl takip edecek?

Oturma İzni Prosedürü ve Süreci:  Çalışma izni aldıktan sonra expatriate ve ailesinin oturma izin prosedürleri nedir?  Ne kadar sürecek?  Expatriate ve ailesi farklı prosedürlere tabi mi?  Farklı süreçlerde izin alınıyorsa, aradaki zaman farkında exptriate ile aile nerelerde ikamet edecek?  Prosedürleri kim, nasıl takip edecek?

Sosyal Sigorta Sistemleri:  İki ülke arasında anlaşma var mı?  Varsa hangi prosedürler takip edilecek?  Yoksa nasıl takip edilecek?  Orjinal ülkedeki sosyal sigorta sisteminden çıkılacak mı?  Çıkılırsa geri dönüşte aradaki fark nasıl telafi edilecek?  Şirket tarafından mı, kişisel olarak mı?  Eşin sosyal sigorta işlemleri ile ilgili bir kural var mı?  Prosedürleri kim, nasıl takip edecek?

Vergi İadeleri:  Yurtdışında görev yapıldığı sürece ödenen vergiler ile ilgili kurallar nedir?  İki ülke arasında çifte vergilendirmeye karşı anlaşma var mıdır?  Vergi iadelerine dair kanun ve prosedürler nedir?  Prosedürleri kim, nasıl takip edecek?

9 Haziran 2012 Cumartesi

Aile ile İlgili Konular:

Expatriate görevi esnasında bozulacak aile düzeninin en az hasarla gerçekleşmesi bu maddedeki şartlarla doğru orantılıdır.  Şirketler expatriate’larından verim alabilmek için, aileler ile ilgili şartlara azami önem gösterirler ya da göstermelidirler.   Eğer aile mutlu, huzurlu ve sağlıklı olmaz ise, çalışan verimli olamaz.  Hele yurtdışında çalışmak üzere tüm aile düzenini bozan bir kişi, bu tip problemler ile karşılaşır ise, işine konsantire olamaz, performans sergileyemez.  Bazen sürenin hemen dolmasını ve bir an önce ülkelerine geri dönmeyi dilerken, bazen de süre bitmeden geri dönmek isteyebilir.  Ailelerin ayrıldığı, boşanmalar ile sonuçlanan evliliklerde rastlanmayan durumlar değildir.  Bu sebeplerden aşağıdaki konuların transfer döneminde tartışılmasında fayda olacaktır:

Sağlık Sigortası ve İlgili Konular:  Çalışanın aile bireyleri özel olarak sigortalanacak mı?  Harcamaların tümü mü kapsanacak yoksa belli bir oranı mı?  Anlaşmalı kurumlar hangi ülkelerde geçerli olacak?  Hangi masraflar ne gibi limitler ile karşılanacak?  Düzenli bir check-up hakkı var mı?  Limit ve kapsamı nedir?

Evsiz Dönemdeki İkamet:  Ev ve ülke değiştirme esnasında aile nerede ikamet edecek?  Masraflar hangi limit ve kurallar ile karşılanacak?  Eğer transfer okul devam ederken gerçekleşirse, ailenin ikameti sömester sonuna kadar nasıl gerçekleşecek?

Çalışma Hayatı Tazminatı:  Transfer öncesi çalışanın eşi çalışıyor ise, yurtdışında yaşamaya başlayacak olmaktan dolayı işinden ayrılması tazmin edilecek mi?  Edilecek ise, ne kadar süre ve hangi oranda tazmin edilecek?  Yurtdışında çalışma hakkı varsa, iş bulması için destek var mı?  Ya da görev süresi sonunda, yaşanan ülkeye dönüldüğünde iş bulma desteği var mı?

Okul:  Çocuk ve çocukların öğrenim masrafları hangi oranda ve limitte karşılanacak?  Eğitim öncesi (anaokul-kreş gibi) kurumların masrafları karşılanacak mı?  Yüksek öğrenim giderleri için bütçe var mı?

20 Mayıs 2012 Pazar

Maaş ve Gelir Paketine Dair Konular:

Genelde expatriate ile yerel yöneticiler arasında hem maaş hem de gelir paketine dair expatriate lehinde farklılıklar vardır.  Expatriate kendi düzenini bozarak, evi ve ülkesini geçici olarak geride bırakmış, farklı bir ülkede belli bir süre çalışmayı ve yaşamayı varsa ailesi ile beraber kabul etmiş kişidir.  Şirketi de farklı maaş ve gelir paketiyle bu durumu tazmin eder.  Transfer öncesi konuşulup, teyitleşilmesinde fayda olan konular:

Maaş: Anlaşma/teklif net mi, brüt mü?  Brüt ise çalışılacak ülkedeki kanunlara göre net maaş ne olacaktır?  Anlaşma/teklif aylık mı, yıllık maaş mı? 

İkramiye:  Sabit gelire ek olarak komisyon (satış veya karlılık üzerinden) ve/veya ikramiye (yıllık net veya brüt gelir üzerinden belli bir oran) var mıdır?

Ödeme Şartları:  Hangi kur üzerinden ödenecektir?  Ödeme hangi ülkede gerçekleştirilecektir?  Çalışılacak ülkede ödenecek ise, yurtdışı transferlerinde problem var mıdır?  Hangi zaman diliminde ödenecektir?  Örneğin maaş her ayın ilk üç günü, ikramiye Ocak ayının son haftası vb gibi.

Özel Emeklilik Fonu:  Şirket çalışılacak ülkenin resmi sosyal sigorta kurumuna ek olarak, expatriate için özel bir emeklilik programı sağlayacak mıdır?  Ya da bir başka deyişle, yerel şirketinde böyle bir program var ise, transfer sonrası devam edecek midir? 

Sağlık Sigortası ve İlgili Konular:  Özel bir sağlık sigortası sağlayacak mıdır?  Kapsama alanı ve limitleri ne olacaktır?  Ödeme oranı ne olacaktır (şahıs katkı payı olacak mıdır)?  Hangi ülkelerde geçerli olacaktır?  Çok seyahat edilecekse, bu bölgelerde geçerli olacak mıdır?

Hayat Sigortası:  Paket hayat sigortasını içermekte midir? Riskli ülkelere seyahat halinde, şirket çalışana özel bir hayat sigortası yaptıracak mıdır?

Ulaşım:  Yaşanacak ülkedeki ulaşım nasıl olacak?  Çalışana ve aileye şirket arabası sağlanacak mı?  Sadece çalışana araba verilecek ise, eşin arabası için bir destek var mı?  Araba kullanmanın riskli olduğu bir ülke ise şöför imkanı var mı?  

İletişim:  İletişim için ne gibi imkanlar var:  Çalışana ve eşe cep telefonu, eve hat, internet erişimi vb gibi.  

Diğer Araçlar:  Başka ne gibi araçlar sağlanıyor?

Çalışma Takvimi:  Sadece yerel çalışma takvimi mi dikkate alınacak?  Yoksa çalışanın kendi ülkesindeki dini ve milli bayramlar da dikkate alınıyor mu?  Yerel çalışma takviminin dikkate alınmadığı durumlar da söz konusu olacak mı?

Seyahat Harcırahı:  Yerel şirketin o ülkenin kanunlarına istinaden harcırah kuralları mı geçerli olacak?  Yoksa expatriate’lara özel uygulama var mı?

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Ev Kriterleri

Ev alternatiflerini araştırırken Frankfurt ofisimden bir arkadaşım ve onun organize ettiği bir emlakçı bize yardımcı oldu.  Ancak Avrupa’da internet üzerinden araştırmanında mümkün olduğunu, ve birçok satılık-kiralık ilanı olan emlakçı siteleri olduğunu belirtmeliyim.  Gelişmiş ülkelerde internet verimli olarak kullanılabilirken, az gelişmiş ülkelerde geleneksel yöntemler ile aramak dışında fazla bir alternatif yok.

Bize gösterilen evleri kıyaslamak ve kararımızı verirken bize yardımcı olması için, önceliklerimize göre bazı kriterler belirledik:

Coğrafi Konum - Bölge: Bu kriter, şehrin hangi bölgesinde kalmak istediğimize dair bir öncelik.  Biz örneğin şehir merkezinde kalmayı tercih etmedik.  Park problemi, şehir kalabalığı, park ve bahçelerden nispeten uzaklık, güvenlik ile ilgili bazı tereddütlerimizden dolayı Frankfurt şehir merkezinden dışarı çıktık.  Öte yandan, hem ofisime hem de oldukça sık seyahatlerimden dolayı havalimanına yakın bölgeleri araştırdık.  Burası da şehrin güney doğu bölgesi idi.

Güvenlik: Yurt dışında yaşanılacak eve karar verirken, doğal olarak seçilen bölgenin güvenliği ön plana çıkacaktır.  Tabi Avrupa ülkeleri genel olarak güvenli olarak bilinir.  Bu kriter daha çok az gelişmiş ülkelerde önemlidir denebilir. Ancak, iki örnekle konuyu derinleştirmek isterim.  Biraz önce belirttiğim gibi, ofisimde beraber çalıştığımız expatriate arkadaşım, bize yaklaşık 3-4 KM daha uzaklıkta, Frankfurt’a bize göre daha uzakta ev tutmuştu.  Hırsızlar evine girdi ve bayağı malzeme çaldılar.  Bir kısmını sigorta’dan alabildi.  Ancak evin tamir masrafları (kırılan pencere vs) sigorta kapsamında değildi ve oldukça yüksek masrafa yol açtı.  Yine bizim Almanya’da ikamet ettiğimiz dönemde ve sonrasında Türklerin de kaldığı bazı binalar kundaklandı.  Ne yazık ki yanarak ölen insanlarımız oldu.  O yüzden, kalacağınız ülke ne kadar gelişmiş olursa olsun, güvenlik faktörüne dikkat etmek lazım.

Apartman Büyüklüğü:  Kaç odalı bir ev istediğinize dair.  Almanya’da salonu da normal odadan sayıyorlar.  Dolayısı ile 3+1 gibi bir kavram yok.  Evler genelde düşük metrekareli.  Ancak kullanışlı.  Örneğin bizim evimiz 100 m2’lik 4 odalı (salon dahil) bir apartman dairesi idi.  Ancak bir banyo, bir tuvaleti, geniş salonu, büyük balkonu, kileri ile son derece geniş ve kullanışlı idi.  Evi görmeden sadece m2 büyüklüğüne bakarak eleseydik, bu kadar memnun kaldığımız evimizi göremeyecektik.

Mutfak:  Almanya’da kiralık evler iki şekilde kategorize edilebiliyor:  Mutfaklı olanlar ve mutfaksız olanlar.  Mutfaksız demek mutfak mobilyası ve beyaz eşyası olmayan anlamında, diğerleri gibi boş bir oda.  İnanması güç ama mutfaklı evlerin adedi çok az.  İnsanlar kendi mutfaklarını yaptırmayı tercih ediyorlar.  Bize alternatif olarak sunulan evlerin sadece yüzde 10’u mutfaklı idi.  Seçtiğimiz evinde mutfağı boştu.  Bir mutfak firmasına sipariş verdik ve yaklaşık 3000 EU maliyet ve 4 hafta sonrasında, mutfağımıza kavuştuk.  Biz boşalttıktan sonra evi kiralayanlar da, bizim mutfağımızı satın almayı kabul etmedi, kendi mutfaklarını yaptırdılar.  Bizim mutfakta, şirketimizin deposuna gönderildi.  Halen depoda kullanılıyormuş, ara sıra iş arkadaşlarım “geçen gün sizin mutfakta çay içtik” diyerek şakalaşıyorlar.

Müstakil – Apartman:  Almanya’da iki şekilde ev bulmak mümkün:  Apartmanda daire veya müstakil (bir, iki veya üç katlı) ev.  Biz müstakile benzer bir apartman tuttuk.  Giriş katında Alman bir aile, birinci katta ise biz yaşıyorduk.  Paylaşabildiğimiz bahçemiz vardı.  Ancak isteseydik müstakil, bahçeli bir evde tutabilirdik.  Müstakil evlerin temel dezavantajı bakım sayılabilir.  Bir kaç katlı bir evi temiz tutmak, apartmana göre daha zor.  Üstelik bahçe bakımı, kar yağdığında bina etrafının temizliği gibi sorumlulukları da var müstakil evin.  Apartman olduğu zaman bu sorumlulukları komşular ile paylaşabiliyorsunuz.

Kat No:  Eğer bir apartman dairesinde oturulacak ise, dairenin kaçıncı katta olduğu önemli.  Çünkü apartmanlarda genelde asansör yok.  Merdivenler bol bol kullanılacak. 
·         Çöpleri indirmek için,
·         Alışveriş torbalarını taşımak için,
·         Muhtemelen en alt kattaki kilerde bulunan çamaşır makinelerine gidip gelmek ve kirli/yıkanmış çamaşırları taşımak için,
·         Yine en alt kattaki depoyu kullanmak için,

Depo - Kiler:  Çok çocuklu aileler için kaçınılmaz bir öncelik olabilir.  Biz faydalandık ama evi seçmemizde çok öncelikli bir kriter değildi.

Çamaşır Yıkama Yeri:  Almanya’da çamaşır yıkama yerleri, genel olarak apartmanın dışında.  Genellikle en alt kattaki kilerin yanında, komşularca ortak kullanılan bir odada yer alıyor.  Bu ortak bölümde, her daire için elektrik prizleri, sıcak ve soğuk su muslukları var.  Apartman sakinleri çamaşır ve varsa kurutmak makinelerini bu bölümde tutuyor.  Çamaşır asacak yerde bırakılıyor genelde.  Eğer bu şekilde bir ev istemiyorsanız, müstakil sizin için daha uygun olabilir.  Yıkadığımız çamaşır için kullandığınız su ve elektrikte faturanıza dahil ediliyor.

Yeri gelmişken önemli bir hatırlatmayı da kurutma makineleri ile ilgili yapmak isterim.  Biz kurutma makinesini aldıktan sonra fark ettik ki, bir hava borusu ile apartman dışına açılan kapağa bağlamamız gerekli.  Şansımıza böyle bir kapak vardı.  Ancak kurutma makinesini kendi dairesine koyacaklar, veya hava kapağı olmayan kilerler için farklı bir çeşit kurutma makinesi varmış, alırken bu çeşidi terci etmekte fayda var (özellikle Türkiye’ye getirecekler için).

Park Yeri – Garaj: Şirket veya özel araçlarınızı park edecek açık veya kapalı yer mevcut mu?  Kapalı garajın avantajları, özellikle kışın buzlanmaya karşı bir önlem.  Aksi takdirde soğuk Frankfurt sabahları arabayı 5-10 dakika ısıtarak, camlardaki buzları çözmek gerekiyor.  Garajın başka bir avantajı da seyahatte iken arabayı bırakabilmektir.  Ancak garaj için ekstra kira ödenmesi gerekebilir.

Isınma Şekli:  Bu konuda alternatif var mı, bilemiyorum.  Biz bağlı olduğumuz enerji şirketine düzenli para ödüyorduk.  Sene sonunda da ödediğimiz ortalama ücretten fazla tükettiysek, ekstra para gönderirken, az tükettiysek, para iadesi alıyorduk.  Doğal gaz kullanılıyordu.  Odalarda radyatörler vardı.  Ancak kombi sistemi değil, merkezi bir sistem ile.

Toplu Ulaşım İmkanları:  Önemli kriterlerden biri, tutulacak ev ile toplu taşıma araç ve duraklarına ne kadar uzaklıkta olunacak?  Otobüs, tren ve metrodan faydalanılabilecek mi?  Aksi takdirde özel bir araç satın almak şart (eğer şehir merkezinde ev tutmadıysanız).  Almanya’da çok az taksi kullandık.  Taksilerin nispeten pahalı oldukları söylenebilir. Tren’e binmişliğimiz vardır.  Ancak daha çok şirket ve özel arabamızı kullandık.

Okul, Yuva – Hastane Yakınlık:  Bu kriter öncelikli ise, çocukların kullanacakları okula veya yuvaya karar verildikten sonra ev tutulabilir.  Yine sağlık ile ilgili hususlar var ise, hastane veya muayenehanelere yakın bir ev tutulabilir.

Park, Bahçe ve Alışveriş Merkezlerine Yakınlık:  Özellikle araba olmayacak ise, ev halkı için park-bahçelere, alışveriş merkezlerine yakınlık önemlidir.  Almanya’da takdir edilecek faktörlerden biri ise, her yerleşim biriminde büyük sosyal imkanlar olmasıdır.  Küçük veya büyük bir yerleşim birimi olmasına bakmadan, parklar, bahçeler, kapalı yüzme havuzları gibi herkesin çoğu zaman ücretsiz olarak kullanabileceği imkanlar mevcuttur.  Bunlara uzak olabilmek için bayağı çaba göstermek lazım.