Almanya’da
doğup büyüyen gurbetçi adını verdiğimiz Türk nesil, Almanya’da Türkler ya da
yabancılar olarak adlandırılırken, Türkiye’ye geldiklerinde de Almancı olarak
çağırılıyorlar. Ne tam olarak
Türkiye’ye, ne de Almanya’ya aitler. İki
arada bir deredeler. Kendilerine has bir
kültürleri var. Giyim biçimleri, konuşmaları,
hobileri gibi birçok özellikleri, Türkiye’de yaşayan Türk’lerden oldukça
farklı. Kendi aralarında konuşurken Almanca ve Türkçeyi karıştırıyorlar. Örneğin telefonu kapatırken “hadi çüs”
diyorlar. Ancak konuşma esnasında Türkçe
başlayıp bir çok kere Türkçe’den Almanca’ya geçtikleri, veya Almanca’dan
Türkçe’ye geçtikleri oluyor.
Biz
Almanya’da yaşadığımız sürece, Türk’lerin kendi dillerini konuşmamalarına dair ciddi
bir baskı altında olduklarını hissettik.
Örneğin bir sabah ekmek almaya gittim.
Üç tezgahtardan ikisi Alman biri Türk’tü (yakalarında yazan isimlerden
anladım). Türkçe “Günaydın, iki ekmek
alabilir miyim?” diye sorduğumda Almanca cevap verdi. Türkçe konuşmak istemediğini anlayıp,
İngilizce “Pardon, Almanca konuşmuyorum, siz İngilizce biliyor musunuz?” diye
sorunca, “Ekmeğiniz hangi boy olsun?” diyerek cevap verdi. Sonuçta ben Almanca, o da İngilizce
bilmiyordu ve tercih etmese de Türkçe’de buluştuk. Şahit olduğum buna benzer birçok durum, Alman
işletmelerinde çalışanlarca Türkçe kullanımının hoş karşılanmadığı kanaatini
oluşturdu. Yazılı olmasa da sözlü olarak
Türkçe kullanılmasını engelleyen işyeri kurallarının var olduğunu düşündüm.
Öte yandan Offenbach
gibi şehirlerin Türk mahallelerinde dolaşırken, kendimizi yabancı bir ülkede
değil, Türkiye’nin bir bölgesinde hissediyorduk. Pastane camlarında “taze pide var” yazıları,
berber’de “Açık-Kapalı” levhası, kuru temizlemeci'de “gömlek 2 EU” yazıları
sadece Türkçeydi. Ve Almanca
açıklamaları yoktu.
Benim
gördüğüm kadarı ile Almanya’ya çalışmaya gelen Türk’lerin bir kısmı kendilerini
toplumdan izole etmiş. Almanca
öğrenmeye, Alman toplumuna entegre olmaya, Alman günlük yaşamının bir parçası
olmaya gayret göstermemişler. Bu kesimin
çocuklarının bir kısmı benzer geleneği sürdürüyorlar. Eninde sonunda Türkiye’ye döneceklerini
hissettiriyorlar. Eğitime devam
etmiyorlar. Yani anlıyacağınız,
Almanya’da 30-40 yıl yaşayıp da, Almanca cümle kuramayan Türk’ler var. Bu da Almanları oldukça rahatsız ediyor. Eğer ülkelerinde yaşanacak ise, mutlaka
Almanca konuşulmasını istiyorlar.
Öte yandan
önemli bir kesim ki çoğunluk olduğuna inanıyorum, artık Alman toplumunun bir
parçası. Bu kişiler hayatları boyunca
Almanya’da yaşayacaklarını biliyorlar, Türkiye’ye dönmeyi düşünmüyorlar. Bir yandan Alman toplumuna entegre olurken, diğer
yandan Türk olmanın gururunu her zaman hissediyorlar ve Almanlara da Türklüğü
daha çok anlatıyorlar. Almanca’yı ana
dilleri gibi, hatta Türkçe’den daha akıcı konuşuyorlar.
Alman
toplumunda genel olarak Türklere karşı önyargı yok diyen yalan söyler. Sadece Alman toplumunda değil, tüm Batı
Avrupa ülkelerine Türklere karşı önyargı ile yaklaşılıyor. Sebeplerini, sonuçlarını vs tartışmak için
değil, sadece bir saptama yapmak için belirtiyorum. Komşularımız bizim Türk olduğumuzu hiç
düşünmemişler, Amerikalı bir aile sanmışlar.
Birisi daha önce İngilizce konuşan bir Türk görmediği için böyle
düşündüğünü söylemişti.
“Neredeyse Çalışmak Zorunda
Kalacağız”
Almanya’ya ilk geldiğimiz günlerde (2004 sonu, 2005 başı) Türk televizyon
kanalı olarak sadece TRT-Int seyredebiliyorduk.
Alman sosyal güvenlik kanunlarında değişiklikler yapılmış ve Almanya’daki
sosyal haklar sınırlanmıştı.
TRT-Int’deki bir programda da Almanya’daki yaşayan Türkler ile röportaj
yapılıp, sosyal güvenlik kanunlarında yapılan değişiklikler ile ilgili
fikirleri soruluyordu. Konuşanların çoğu
son düzenlemeler ile devletin sosyal rolünün azaldığı yönünde eleştirilerde
bulunuyordu. Ben birinin sözlerini
unutamıyorum “çok kötü oldu arkadaş, nerede o eski güzel günler, şimdi
geldiğimiz hale bak, neredeyse çalışmak zorunda kalacağız”. İnanması güç ama bazı Türk aileler devletten
aldıkları çocuk destek aylıkları ve işsizlik maaşları ile herhangi bir işte
çalışmadan geçinip gidiyormuş.